Türk hukukunda marka hakkı, esas olarak Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde yapılan tescil ile kazanılır. Bir işareti uzun süredir fiilen kullanıyor olmak, tescilli bir üçüncü kişiye karşı sınırlı koruma sağlar; bu nedenle ticari faaliyete başlarken markanın tescil edilmesi öncelikli adım olmalıdır.
Tescilli marka sahibi, aynı veya karıştırılma ihtimali yaratacak derecede benzer işaretlerin aynı veya benzer mal/hizmetlerde izinsiz kullanılmasını önleme hakkına sahiptir. Bu hak, tecavüzün tespiti, önlenmesi, durdurulması ve maddi-manevi tazminat talepleriyle desteklenebilir.
Marka başvurusu, Kurum tarafından mutlak ve nispi ret sebepleri yönünden incelenir; ayrıca ilan edilen başvurulara üçüncü kişiler tarafından itiraz edilebilir. Bu aşamaların doğru yönetilmesi, tescilin ileride hükümsüzlük davasına konu olma riskini azaltır.
Tescilli markanın korunması kesintisiz bir süreçtir: kullanılmayan markalar beş yıllık sürenin sonunda iptal riskiyle karşı karşıya kalabilir, bu nedenle kullanım kanıtlarının düzenli olarak arşivlenmesi önerilir.
Marka stratejisi, işletmenin büyüme planına göre şekillendirilmelidir; hangi sınıflarda, hangi ülkelerde tescilin öncelikli olduğu somut duruma göre değerlendirilmelidir.